Ana Sayfa Hakkımda Kitaplarım Güncel Yazılar Forum Konuk Defteri Foto Galeri İletişim
Güncel Yazılar
Makalelerim
Siyasi Coğrafya
Memleketim Aydın
Gezi Notlarım
Konferanslar
Başarılarımız
Yansımalar
Sizden Gelenler
Kıssadan Hisse
Fıkralar
İbret Levhaları
Tavsiye Kitaplar
Marmara Coğrafya Dergisi
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni Hatırla   
Üye Ol - Şifremi Unuttum
Bosna Hersek Gezi Notları

BOSNA-HERSEK GEZİ NOTLARI

 

 

 

20-24 Mayıs 2009 tarihleri arasında, Bosna Hersek gezisindeydik. Rehberlerimizle, Saraybosna’yı, Mostar’ı, Stolaç’ı, Alperenler Tekkesini, Travnik’i gezme ve tanıma fırsatı bulduk. İnsanın kitabi bilgileri ile Gezi bilgileri uyum sağlasa da, gezip görmek ve olayları yerinde tespit etmek farklı bir durum.

 

 

 

 

Bosna-Hersek Coğrafyası
Bosna-Hersek Cumhuriyeti; batıdan ve kuzeyden Hırvatistan, doğudan Sırbistan ve güneyden Karadağ cumhuriyetleriyle sınırı bulunmaktadır. Yüzölçümü 51.129 km2’dir.Karaların 51,197 Km², suların 12,2 Km²’dir.  Toplam kara sınırları  1,538 km’dir. Sınır ülkeler; Hırvatistan 932 km, Karadağ 249 km, Sırbistan 357 km’dir. Kıyı uzunluğu ise sadece 20 km’dir.
Bosna-Hersek’in yeryüzü şekilleri engebeli ve dağlıktır. Ülkenin büyük bir bölümünü oluşturan Karst (kireçtaşı) yaylası, yer yer akarsu vadileriyle yarılmıştır. Bu vadiler içinden Adriyatik denizine dökülen Neretva, Sava’ya kavuşan Una, Vrbas, Bosna, Drina ırmakları akmaktadır. Bosna-Hersek, üçgene benzeyen dağlık bir arazi yapısına sahiptir. Dağlık arazi Sava ve Neretva ırmaklarının sularıyla parçalanır. Ülkenin güneybatısının en belirgin özelliği olan çukurlar ve hendeklerle dolu kireçtaşlarından meydana gelen bir karst yüzey yapısıdır. Ülkenin en yüksek noktasını,   Maglic 2,386 m oluşturur.
Bosna-Hersek yazları sıcak, kışları soğuk geçen bir iklime sahiptir. 20 km'lik deniz kıyısında Akdeniz iklimi hüküm sürer. Dinar Alplerinde iklim daha serttir. Bosna Hersek’in Başkenti Saraybosna Meteoroloji İstasyonu’nun 29 yıllık (1961–1990) gözlem sonuçlarına göre; Yıllık ortalama günlük en düşük sıcaklık 4,8 0C, en yüksek sıcaklık 15,0 0C’dir. Yıllık ortalama en düşük sıcaklık ile ortalama en yüksek sıcaklık arasındaki fark 10,2 0C’dir. Sıcaklıkların aylara göre dağılımı incelendiğinde en düşük değerlerin Ocak ayında ( ortalama günlük en düşük – 4,4 0C, en yüksek 2,7 0C), en yüksek değerlerin Temmuz ve ağustos Aylarında ( ortalama günlük en düşük Temmuz 12,8 0C, en yüksek Ağustos 25,7 0C) yaşandığı görülmektedir. Saraybosna’da yıllık ortalama 116 gün yağışlı geçmekte ve ortalama yılda 931 mm. yağış almaktadır. Yağış yıl boyunca görülmesine rağmen, Haziran ve Kasım aylarında nispeten yükselmektedir.  Ülkeye adını veren Bosna Irmağı, İgman Tepesinin eteğindeki bir kaynaktan doğduktan sonra 271 kilometrelik bir yol izledikten sonra Sava Nehri ile birleşir.
2008 yılı verilerine göre nüfusu 4.590.310 kişi kadardır. Nüfusun artış oranı %0.666’dir. Nüfusun yaş yapısı ise; 0-14 yaş arası %14,7 (Erkek 347,679/ Kadın 326,091), 15-64 yaş arası %70,6 (Erkek 1.634.053/Kadın 1.606.341) ve 65 yaş ve üzeri arası  %14,7 (Erkek 277,504/Kadın 398,642)’dir.  Etnik gruplar ise; Müslüman Boşnaklar %48, Ortodoks Sırplar %37,1, Katolik Hırvatlar  %14,3, diğer %0,6’dir. Türklerle aynı dinden oldukları için Bosna-Hersek'in yerli Müslüman halkı kendilerine Türk dedikleri gibi, bazan Türklerden ayırt edilmek amacıyla Boşnak ismini kullanmışlardır. Bu isim 19. asrın ilk yarısından itibaren yaygınlık kazanmıştır.
1463 yılında Osmanlı idaresi altına geçen Boşnaklar aynı zamanda Müslümanlığı da benimsemiştir. Müslümanlığı benimsemeyen Boşnakların dini vecibelerini yerine getirmesine izin veren Osmanlı idaresi Bosna topraklarında inşa ettiği yapılar ve camilerle aynı zamanda Boşnakların gelenekleri ile kültürüne de etki etmiştir. 1878 yılına kadar devam edecek olan Osmanlı idaresi altındaki dönemde pek çok Boşnak Osmanlı idaresinde, devlet yönetiminde önemli görevlere getirilmiştir.
1945 - 1990 yılları arasındaki soğuk savaş döneminin 35 yıllı Tito'nın liderliği altında geçmiştir. 1992 yılında, Sırpların Saraybosna’da başlattıkları savaş bütün ülkeyi kısa sürede sarmıştır. Savaş katliama dönüşmüş ve Avrupa’nın ortasında 250.000 Müslüman Boşnak şehit edilmiştir. Bugün ülkenin her yerinde savaşın izlerini görmek mümkündür. Savaşta, önce Sırpların, daha sonra Hırvatların saldırıları sonucunda ülke harabeye çevrilmiştir. 1995 yılında savaşın seyri değişmiş ve Boşnakların galip geleceği sırada, A.B.D ve Avrupa ülkeleri savaşa el koymuşlar ve Dayton Anlaşmasını zorla Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç’i imzalattırmışlardır. Anlaşma gereğince, ülke tam anlamıyla bir kaosa sürüklenmiştir. Çünkü Parlemanto 800 üyelidir. Üç Cumhurbaşkanı, Üç Başbakan, Üçer Bakan bulunmaktadır. 8 ay arayla Boşnak, Sırp ve Hırvatlar arasında dönüşümlü olarak görev yapmaktadırlar. Hükümetin üstünde Avrupa ülkelerinden sırayla atadıkları bir temsilci (kral) bulunmaktadır. Bu temsilci, sınırsız yetkilerle donatılmıştır. Bu nedenle, Bosna Hersek’in yönetimi, Avrupa ülkelerine bırakılmıştır.
Cumhuriyetin yönetim merkezi Saraybosna (500.000 nüfuslu), bugün bile Osmanlı şehri özelliğini taşır. Bosna-Hersek'in en büyük kenti nüfuslu başkent Saraybosna'dır. Başkent Saraybosna, Yugoslavya'daki Müslüman nüfusunun, Sırp Ortodoks Metropolitinin ve Katolik Başpiskoposunun makamlarının bulunduğu yerdir. İkinci sırada Banyaluka gelir. Hersek'in merkezi ise Osmanlı mimarisinin eşsiz örnekleri ve bu arada Drina Irmağı üzerinde Mimar Sinan'ın yaptığı ettiği köprüyle simgeleşen Mostar şehridir. Mostar köprüsü, 1992-1995 savaşında, Hırvatlar tarafından bombalanarak yıkılmıştır. Ancak daha sonra Türkiye tarafından yaptırılmıştır.

 

 
Bosna-Hersek'te eğitim ileri düzeydedir. İkinci Dünya Savaşından sonra şarkiyat çalışmaları hızla artmıştır. 1949'da kurulan Saraybosna Üniversitesinde Türk, Fars, Arap dilleri ve edebiyatları ile ilgili kürsü bulunmaktadır. Burada hem Osmanlı hem de Türkçe kurslar verilmektedir. 1950'de kurulan Saraybosna Şarkiyat Enstitüsü, Saraybosna Devlet Müzesinden devralınan yazma ve Türk tarihiyle ilgili malzemelerden değerli bir kolleksiyona sahiptir. Ancak 1992-1995 yılları arasındaki savaşta, Sırplar tarafından tamamen yakılmıştır.
Bosna-Hersek ekonomisi tarıma dayanır. Arazi Kullanılışı ise şöyledir.    2005 yılı itibariyle, ekilebilir arazi    %19.61, daimi ekili arazi    %1.89, diğerleri ise    %78,5’dir. 2003 yılında sulamalı arazi oldukça az olup 30 km² ‘dir.
Başlıca tarım ürünleri tahıl ve patatestir. Ayrıca sebze, şekerpancarı, keten ve tütün de yetiştirilir. Ormancılık ve koyun besiciliği ekonomide önemli yer tutar. Bosna'nın orta ve kuzey kesimlerinde meyvecilik gelişmiştir. Erik, meyvecilikte önemli yer tutar. Hersek'te ise bağcılık gelişmiştir.
Bosna'nın orta ve Sırbistan'a bakan doğu kesimleri ormanlarla kaplıdır. Ormanlar çam, kayın ve meşe ağaçlarından meydana gelir.
Sanayi ürünleri arasında kereste, demir-çelik, tütün, deri ve şeker önemli yer tutar. Yer altı zenginliklerinin başlıcaları, kömür, demir, bakır, manganez, kurşun, cıva ve gümüştür. Bosna-Hersek’te, Veres’te yeralan demir filizi, dünyanın en zengin yataklarını oluşturur. Bunun için bu bölge (Zenica-Veres), “Yugoslavya’nın Ruhr”u diye nitelendirilmektedir. Yine Bosna-Hersek’te zengin kömür yatakları yer alır. Bu iki madenin varlığı, bölgede demir-çelik sanayinin gelişmesine imkân hazırlamaktadır. Saraybosna ve Mostar yakınlarında kömür, Vereş ve Ljubija yakınlarında demir, Gornjivakuf yakınlarında bakır ve çeşitli bölgelerde manganez, kurşun, cıva ve gümüş çıkarılmaktadır. Bugün için bölgede bulunan sanayi tesisleri, savaşta ve savaştan sonra atıl durumdadır. Ancak bazı tesisler, Avrupalılara (özellikle Almanya, Avusturya, İngiltere, Fransa) satılmıştır.
Ülkede işsizlik oranı 2005 yılı başı itibariyle, %45,5’dir.  Nüfusun yoksulluk sınırı altında yaşayanları %25 bulur.  Enflasyon oranı 2007 yılı itibariyle, %1,3’dir.  Bütçe gelirleri 7.166 milyar dolar, Giderler ise 7.094 milyar dolar dolayındadır.  Ülkenin dış borcu 6,7 milyar dolardır. Para Birimi, konvertibilna marka (convertible mark) (BAM) yada kayma (KM)’dir.
Ülkenin 2007 yılı itibariyle, ihracatı 4,2 milyar dolar, İthalatı ise 9,9 milyar dolar olmuştur. İhracat malları; metaller, giyim, kereste ürünleridir. İthalat malları ise; makine ve ekipmanı, kimyasallar, yakıtlar, gıda maddeleridir. İhracat yaptığı ülkeler (2006); Hırvatistan %21, Slovenya %16,5, İtalya    %16,1, Almanya %13,4, Avusturya %9,6, Macaristan %5,7’dır. İthalat yaptığı ülkeler ise; Hırvatistan %24,7, Slovenya %13,3, Almanya %13,1, İtalya    %10,4, Avusturya %7, Türkiye   %6,5, Macaristan   %5,4’dır. 
Türkiye ile Bosna-Hersek arasında derin tarihi, kültürel ve insani bağlar mevcuttur. Bosna-Hersek, Türkiye’nin dış politikasında öncelikli bir konuma sahip olagelmiştir. Türkiye, Bosna-Hersek’de savaşı sona erdiren ve uluslararası alanda tanınmış sınırları içinde egemen ve bağımsız bir devlet olarak varlığını teyit eden Dayton Barış Anlaşması’nın imzalanmasını memnuniyetle karşılamış ve anlaşmanın askeri ve sivil veçhelerinin uygulanmasına başlangıçtan itibaren aktif olarak katkıda buluna gelmiştir.
Ticaret hacmi, 1995 yılında 7,9 milyon dolar, 2000 yılında 34,3 milyon dolar, 2005 yılında 143,6 milyon dolara, 2006 yılında ise 159,7 milyon dolara yükselmiştir. 2006 yılında 150,4 milyon dolar ihracat, 9,3 milyon dolar ithalat yapılmıştır. İhraç edilen başlıca ürünler; Türkiye Bosna-Hersek’e dizel, yarı-dizel motorlu taşıtlar, cam eşyalar, halı, askeri mühimmat, hazır giyim ürünleri, demir-çelikten ev eşyaları, çikolata ve kakao mamulleri, domates, oyuncak ihraç etmektedir.  İthal edilen başlıca ürünler ise; Türkiye Bosna-Hersek’ten rafine edilmiş bakır, elektrikli lokomotif, askeri mühimmat, kimyasal ürünler, sığır derileri ithal etmektedir.

Bu kadar coğrafi bilgi verdikten sonra, biz dönelim gezimize. 20 Mayıs 2009 tarihinde, İstanbul’dan akşamüzeri hava yolculuğu ile başladı. Yağış olması dolayısıyla, Saraybosna hava alanına yarım saat gecikmeli inebildik. Otelimize (Hotel Terme) yerleştikten sonra akşamüzeri, Saraybosna şehrini gezerek gezimiz başladı.

 

 

 

 

Osmanlı’nın Avrupa’daki Son Kalesi, Saraybosna

 Saraybosna, doğu-Batı yönünde akan Bosna ırmağının oluşturduğu vadi içinde kurulmuş bir şehir. Şehri geziyoruz. Buram buram Anadolu kokuyor. Hatta günümüz Anadolusundan ziyade geçmişteki Anadolu’nun izlerini görmek mümkün. Saraybosna’nın Müslüman kesimi, Osmanlı Anadolu’sunu yaşıyor. Çünkü şehirde, Müslüman Boşnaklar, Ortodoks Sırplar, Katolik Hırvatlar birlikte yaşıyor. Ve adetler de öyle. Boşnaklar, Boşnak kahvesini kulpsuz fincanlarda içiyorlar ve fincanı tutarken elleri hilali oluşturuyor. Boşnaklar hilali o kadar çok kullanıyorlar ki, adeta hilalle bütünleşmişler. Buna karşılık Hırvat ve Sırplar da Haç’a sarılmışlar. Adeta dağa taşa Haç’lar dikmişler. İnsandan fazla kilise ve haç var desek yalan olmaz.

 

Başçarşı meydanı, sebil, Bakırcılar çarşısı, Moriça han, Kurşunlu medresesi, Gazi Hüsrevbey camisi, Bezistan, Katedral, Ferhatpaşa camisi hepsi güzel. Markale pazaryerini görünce insan, savaşta bu pazaryerinde bombalanan Boşnaklar aklımıza geliyor. Tito caddesi, Sırp ve Hırvatların mimarisinin olduğu cadde ve bu caddede Tito’nun gelip Müslüman Boşnak kızının örtüsünü açtığı ye olduğunu görünce, insanın yüreği sızlıyor. Burada sürekli yanan bir ateş var. Geçmişte odun yakılıyormuş, şimdi doğalgaz yakılıyor, Tito’nun  Müslüman Boşnak kızının örtüsünü açma anısına. Birinci Dünya Savaşı’nın çıktığı Hünkar (Lati) köprüsü, At meydanı, Fatih camisi,İnat Kuça, Kütüphane ve Telali meydanı, hepsi birer tarihi mabed. Hele Kütüphane. Savaşta tamamen yakılmış ve Osmanlı ile ilgili ne kadar el yazması eser varsa hepsi yakılmış. Medeniyet ve kitap düşmanı Avrupa.

 

Saraybosna’nın güneyindeki tepeden şehre bakınca, şehir adeta üçe bölünmüş gibi. Doğu kesiminde Müslüman Boşnak’lar çoğunlukta. Gerçi savaştan sonra biraz daha dağılmış ama yine de mimaride fark ediliyor. Şehir 8 km vadi boyunca uzanıyor. Güneybatı’da Saraybosna havaalanı yer alıyor. Havaalanı, Bosna-Hersek’in en büyük havaalanı. Havaalanı pistinin iki tarafında Boşnak mahalleri var. Bu mahallelerin stratejik önemi büyük. Savaş zamanında mahallelerde yer alan evlerin içinden havaalanı pistinin altına karşılıklı olarak tünel kazılmış. Tünel 4 ayda tamamlanmış ve havaalanı pistinin geçtiği yerde tüneller birleşmiş. Havaalanından şehirde yaşayan Boşnakların dünyaya açılmasını sağlamış. Tünellerin her iki tarafta çıkışları beş-altı evin içlerine açılıyor. Tünelleri gezip görmek, insanı savaş günlerine götürüyor. Savaştan yıllarından birkaç kesit  sunalım.

 

Başta Boşnaklar, Saraybosna ebediyete kadar Bosnalıların kalacak diyorlar ve şehrin Fatih Sultan Mehmet Han tarafından mühürlendiğini söylüyorlar ve olayı şöyle anlatıyorlar. Fatih Sultan Mehmet Han, Saraybosna’yı fethettiği zaman mollalarını da beraberinde getirmiş ve Saraybosna çevresinde kendisi ve mollalarıyla beraber kuranı hatmetmiş ve yedi defa dolaşmış. Sonunda bu şehrin ebediyete kadar Müslüman kalması için dua etmiş ve mühürlemiş. İşte bu olay, son Bosna savaşında da, Boşnaklara büyük manevi destek olmuş. Zaten savaş boyunca da, Fatih’in dolaştığı yerlerden içeriye Sırplar girememiş. Boşnakların, Fatih’e karşı büyük hayranlıkları ve sevgileri var.

 

İkinci büyük sevgi, merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a gösteriyorlar. Çünkü savaş esnasında çok büyük yardımları olmuş. Hem silah yardımı ve hem de para yardımı yapmış Özal. Ölmeden önce “Türk uçakları havalanıp, Sırp topraklarına yanlışlıkla bombalar atıverirse, Sırplar ne yapar?” diye bir açıklaması var. İşte o açıklamayı yaptıktan kısa süre sonra Özal, öldürüldü diyorlar. Özal, bizim en büyük liderimizdi diyorlar. Ölmeden önce 3000 Bosnalı şehit çocuklarının dramı içler acısı. Özal, çocukların Türkiye’ye getirilmesi için emir vermiş. Çocuklar Türkiye’ye getirilmek üzere hazırlanmış, ancak Özal o sırada öldürülmüş. Tabi ki çocuklar, Türkiye’ye getirilmemiş. Peki, ne olmuş bu çocuklara. Çocuklar, Avrupa ülkelerine gönderilmiş ve çoğunluğu organ mafyalarının elinde yok olmuş gitmiş. Sadece 14 çocuktan haber alabilmişler. Onlar da Vatikan’da rahip ve rahibe yapılmış. Bunları anlatanlar, Bosna’da savaşan Boşnak gaziler.

 

Bizi Bosna’yı gezdirenlerden biri savaş gazisiydi. Sırp mezarlıklarını göstererek, burada Avrupa ülkelerinin tümünden insanlar yatıyor. Ve bunlar ülkelerinden Bosnalı Müslümanları avlamak için gelmiş “İnsan Avcıları”dır. Bunların mezar taşları farklıdır. Bunlar, Afrika’ya safariye giden avcılardan farksızdır. Ve bugün ülkelerine sağ dönenler,  şehit ettikleri Müslüman Boşnak sayılarıyla övünüyorlar. Biz savaşta, sadece Sırp ve Hırvatlarla değil, tüm Avrupalılarla savaştık diyorlar. Öyle olunca, savaş son yapılan Haçlı Seferlerinden biri oluyor. Avrupalıları dost bilenlere ve AB şarkısını dillerinden düşürmeyenlere duyurulur.

 

Konu mezar taşlarından açılmışken, şunu unutmayalım. Bosna-Hersek’in her yerinde mezarlıklar var. Adeta yaşayanlardan fazla mezarlıklar bulunuyor. Çünkü Bosna savaşında 250.000 Boşnak şehit edilmiş. 150.000 dolayında Sırp ve Hırvatlardan kayıp var. Parklar, bahçeler hep mezar. Savaş sırasında, keskin nişancılardan korunmak için ölüler genelde gece karanlıkta gömülmüş. Bu nedenle, mezarlıkların yönlerinde sapmalar var. Bir de mezar taşlarından anlıyorsunuz, kimin mezarlığı olduğunu. Müslüman şehitlikleri hep beyaz renkli mezar taşlarıyla süslü. Adeta her biri beyaz gelinlik giymiş gibiler. Sırpların mezarları kara mermerden, Hırvatlarınki kırmızı mermerden yapılmış. Tıpkı yaşayanlarla uyum içindeler. Çünkü Sırplar genelde esmer insanlar, Hırvatlar kırmızı yüzlü, Boşnaklar ise beyaz tenli ve nur gibi güzeller. Adeta ölüler ile diriler, renk uyumunda özdeşleşmişler.  Biyela Tabya (Beyaz kale) ve şehitliği geziyoruz. Aliya İzzet Begoviç’in mezarını ziyaret ediyoruz. Mezarı çok sade. Bir Bosnalı asker, eli kalbinin üstünde nöbet tutuyor. Duamızı yaptıktan sonra, şehitlikten ayrılıyoruz.

 

Şehir içinde geziyoruz. Öğle yemeğinde, ayran istiyoruz. Bardakta yoğurt getiriyor garson. Yeniden ayran istiyoruz. Rehberimiz içerde lokanta sahibine, yoğurdu sulandırmasını istediğimizi söylemiş. Lokanta sahibi; “Ben kendime yoğurda su kattırdı dedirtmem. Suyu ayrı vereyim, kendileri sulandırsınlar” demiş. Yemek kültürü, bizim Doğu Anadolu’yu andırıyor. Yemeklerde genelde et yemekler hakim. Sebze çok az. Sadece Lahanadan salata yapıyorlar. Çay hemen hemen hiç yok gibi. Çay içmek İngiliz kültürü diyorlar. Genelde yemeklerden sonra Boşnak kahvesi içiliyor.

 

Şehirde camileri geziyoruz. Her biri, Osmanlı devrinden kalma birer şaheser. Vakit namazlarında cemaati oldukça fazla oluyor. Ancak savaştan önce hiç yokmuş. Camiler neden yapılmış diye soruyorlarmış. Tito döneminde insanlar, tamamen dinden uzaklaştırılmışlar. Aynı durum Sırplar ve Hırvatlarda da gözleniyor. Ancak savaş sırasında camilerin çoğu bombalarla yıkılmış ve işte o zaman anlamışlar camilerin önemini. Savaştan sonra, camilerin çoğu tamir görmüş. Ancak kiliseler, savaşta hiç yara almamış. Çünkü Bosna Müftüsü, Boşnak askerlerden kiliselere dokunulmamasını istemiş. Kilisenin birine ziyaret ettik. Gerçekten, hiç mermi veya bomba izi yok.

 

Saraybosna’nın köprüleri çok meşhur. Çünkü tarihe yön veren olaylar, bu köprülerde geçmiş. Birincisi, Doğu kesimindeki en büyük köprü üzerinde, Avusturya prensinin bir Sırplı tarafından öldürülmüş ve Birinci Dünya Savaşı başlamış. Köprünün yanında Savaş müzesi var. Daha batıda diğer bir köprü üzerinde üniversiteli genç bir Boşnak kızı, keskin nişancılar tarafından vurulmuş ve Bosna Savaşı başlamış.

 

Bosna suyunun çıktığı kaynağa gidiyoruz. Gerçekten görülmeye değer. Yeşilliklerin arasından koca nehir kayak olarak çıkıyor. Bosna-Hersek’te, bu tür kaynaklara çok rastlıyoruz. Oldukça sulak ve yeşil bir ülke. Kalker arazinin bahşettiği, fay kaynakları oldukça fazla. Bu nedenle, akarsuyu çok bol.

 

Saraybosna International Burch University’ne ziyaret ediyoruz. Üniversite rektörü sabah kahvaltısı verdi. Kahvaltıdan sonra, üniversiteyi gezdirdi. En dikkat çekici açıklaması ise, üniversitede okuyan öğrencilerin profili. Üniversitede, Boşnak, Sırp, Hırvat ve Türk öğrenciler aynı sınıfta ders görüyorlar. Ve hiçbir kavga ve gürültü yok. Gerçek barışı sağlamış gibi. Eğitim dili, İngilizce olan Üniversite’de, Türk Dili Öğretmenliği bölümü de var. Avrupa standartlarına uygun Üniversite. Bir akşam konser vardı, ona katıldık. Konserde Bosna müziğinden bir demet sundular. Harikaydı. Hele, “Bosna” adlı şiirini, Türkçe olarak okuyan şair bol alkış aldı.

 

Saraybosna havaalanında konuşlanan B.M askerleri,  tünelden gelen yardımlarla güçlenen Boşnakların zaferlerini görünce, Sırp ve Hırvatlar’a tünelin yerini bildirirler ve Tüneller Sırp’lar tarafından günlerce bombalanır. Bombaların izleri hala canlılığını korumaktadır. Zaten Bosna-Hersek’in her karış toprağında, savaşın izlerini görmek mümkün. Gezerken sık sık rastladığımız, kırmızı çimentoyla doldurulmuş çukurların her biri savaş sırasında düşen ve orada şehit olan Boşnakları hatırlatıyor. Öte yandan Boşnakların yaşadıkları binalar ve camilerin tümü delik deşik. Bomba ve mermilerle kevgire çevrilmiş. Bazıları tamir görmüş, bazıları ise hala savaşın canlılığını koruyor. Ayrıca şehrin dışına çıkamıyorsunuz. Çünkü her tarafı savaşan Sırplar tarafından mayınlar döşenmiş. Mayınlı arazi işaretleri dikkat çekiyor. Rehberimiz, mayın bakımından Bosna-Hersek’in Kamboçya’dan sonra Dünyada ikinci ülke olduğunu söylemesi bizleri şoke etti. Modern ve sözde özgür Avrupa’nın ortasında, her tarafı mayınlarla kaplı ve mayın temizlemek için hiçbir girişim yapılmadığı Bosna-Hersek. Öz yurtlarında garip ve kuşatılmışlık içinde yaşayan bir avuç Müslüman Boşnak. İnsanın kanını donduruyor. “Kendilerine özgürlük, Müslümanlara ölüm ya da hapis hayatı vadeden bir anlayışın ürünü olan bir medeniyet. Yani, Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” mısraları, hala Bosna-Hersek için canlılığını koruyor. Haç-Hilal çatışmasının yaşandığı ve hala devam ettiği bir coğrafya.

 

Boşnaklar, savaş sırasında izledikleri politikadan ötürü, “Sırplar kafir, Hırvatlar hem kafir ve hem de münafıktır” diyorlar. Gerçekten, Sırplar kaba ve gaddar,  Hırvatlar ise çok sinsi insanlar. Bosna-Hersek’in ekonomisinin %70’ini ellerinde bulunduruyorlar. Hırvatlar Katolik oldukları için, tüm Avrupa ülkelerinden hem savaş sırasında hem de savaş sonrası büyük yardım ve destek almışlar.

 
Bosna’da Sırpların eski siyasi lideri Radovan Karaciç, Amerikalı müzakereci ve şimdilerde ise Başkan Obama'nın Afganistan ve Pakistan temsilcisi Richard Holbrooke ile anlaşma yapmış. Karaciç'in avukatı Peter Robinson, “Karaciç ile Holbrooke arasında varılan gizli anlaşmayı kanıtlayacaklarını” bildirmiştir. Robinson'a göre, Amerikan hükümet yetkililerinden elde edilen deliller, Holbrooke'un Karaciç'e uluslararası mahkemede yargılanmayacağına dair verdiği teminatı göstermektedir. Karaciç, ortalıkta hiç görünmemesi şartıyla hakkında cezai işlem yapılmaması için 1996 Temmuz'unda Holbrooke ile gizlice anlaştığını bilinmektedir. 1992-96 Bosna savaşına son veren Dayton anlaşmalarının mimarı Holbrooke ise, Karaciç ile anlaştığı iddiasını yalanlamaktadır. İnsanlık suçu işlemek ve soykırım yapmakla suçlanan Karaciç, Temmuz ayında Belgrad'da yakalanmıştır. Mahkemenin sonucu, merakla beklenmektedir.  Boşnaklar, Karaciç’in serbest bırakılması ya da gözetim altındayken öldürülmesi gibi sonuçların şaşırtıcı olmayacağını belirtmektedirler.
Dayton Anlaşması için, Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç, “Hayatımda atmak istemediğim bir imzaydı. Ama imzalamak zorunda bırakıldım” dediği bir anlaşma. Anlaşma şartları gerçekten çok ağır. Başta Boşnaklar adeta siyasi baskı ve abluka altına alınmış bulunuyor. Diğer taraftan tüm insiyatifler, Avrupa ülkelerinden sırayla ikişer yıllığına atanan temsilcide toplanmış. 2009 yılında temsilci atama sırası, Avusturya’da olduğundan şu anda Bosna-Hersek’i Avusturya temsilcisi yönetiyor. Ülkede bulunan bu yüksek temsilcilik şu anda cumhurbaşkanını görevden alma dâhil birçok yetkiyle donatılmıştır. 4,5 milyon nüfuslu ülkede, 800 milletvekili var. Üç cumhurbaşkanı, Üç Başbakan ve üçer bakan var. Her şey üç.  Boşnaklar, Sırplar, Hırvatlar, 8’er ay arayla başa geçiyorlar. Birinin ak dediğini, diğerleri kara diyor. Sonuçta Avrupalıların atadıkları temsilcinin dediği oluyor. Bu nedenle, bu temsilciye kral diyorlar. Yani Bosna-Hersek’i Avrupalılar yönetiyor. Tabi ki, sonuçta Müslüman Boşnakların dediği değil, Hırvatların ya da Sırpların dedikleri oluyor.

 

 

 

Hırvatistan’a 13 km uzaklıktaki Stolac Kasabası

22 Mayıs 2009 Cuma günü, seyahatimiz Bosna-Hersek’in güneybatıya doğru. Yolumuz uzun. Yol Neretva ırmağını takip ediyor. Saraybosna’dan çıktıktan sonra Konjic kasabasına vardık. Konjic kasabasından itibaren Neretva ırmağı ile karşılaşıyoruz. Yol, virajlı ve dar. Tüneller sık sık karşımıza çıkıyor. Bu bölge, Hersek Bölgesi olarak geçiyor. Jablanica müzesini ziyaret ediyoruz. Ve Tarihi Türk köyü Poçiteli ve kalesini ziyaret ediyoruz. Kale muhteşem. Köyde yakın zamana kadar Türkçe konuşuluyormuş.

 

Hersek bölgesinin merkezi Mostar şehri. Bir bakıma Hersek, akarsularını Adriyatik’e boşaltan bölge. Bosna ise, sularını Sava ırmağı vasıtasıyla Tuna Nehrine ve Karadeniz’e  boşaltıyor. Yani bir bakıma Hersek Adriyatik havzasında, Bosna ise Karadeniz havzasında yer alıyor. Neretva ırmağı üzerinde, peşpeşe barajlar bulunuyor. Dolaysıyla nehir adeta barajların hâkimiyeti altında. Mostar’dan geçiyoruz. Dönüşte gezeceğimiz için, durmadan yolumuza devam ediyoruz.

 

Ve Hırvatistan sınırına 13 km kala Stolac kasabasındayız. Kasaba, bir Boşnak kasabası. Buram buram, Osmanlı ve tarih kokuyor. Evleri ve kalesiyle, Osmanlının en batıdaki serhat kasabası. Yavuz Sultan Camisinde Cuma namazını kılıyoruz. İmam hutbeyi Boşnakça okuduğu için anlamadık. Ancak arada “İstanbul” ve “hoş geldiniz” kelimelerini duyunca, gerçekten duygulandık. Öğle yemeğini de, bu kasabada, çok güzel bir lokantada yedikten sonra geri dönüş yaptık.

 

Dönüşte, bir fabrika görüyoruz. Fabrika bir döküm fabrikası. Çok büyük. Ancak atıl durumda. Tito döneminde çalışıyormuş.

 

 

 

 

Alperenler Tekkesi

Geri dönüşte, Mostar’a girmeden doğuya saptık ve Vrelo Bune’nin kaynağına vardık. Buradaki karstik kaynak tek kelimeyle muhteşem. Koca nehir, büyük bir fayın kesişme noktasından doğuyor. Adeta nehir, tek bir kaynaktan kaynağını alıyor. Kaynağın çıktığı noktada Alperenler tekkesi yer alıyor. Tekkeyi Sarı Saltuk yaptırmış. Tekke şu anda çalışmıyor. Sadece turistik amaçlı kullanılyor. Tekkede Türk çayı içiyoruz. Tekkeyi ve kaynağı geziyoruz. Nehrin kaynağında mağaraya botla gezinti yapılabiliyor. Sonra Blagaj köyünde bıraktığımız arabaya geliyoruz. Blagaj köyü Hırvat-Müslüman karışımı bir köy.  

 

 

 

 

Mostar’a Yolculuk

Köyden geri dönüp, Mostar’a varıyoruz. Mostar, şu anda nüfusun %60’ı Hırvat. Gerisi ise Boşnak. Neretva nehri şehrin ortasından geçiyor. Tarihi Mostar köprüsü de bu nehrin üzerinde bulunuyor. Tarihi çarşıda gezinti yaparak köprüye ulaşıyoruz. Koski Mehmed Paşa Camii, Şehitlik ve Karagöz camilerini de geziyoruz.

 

Köprü harika. Yenisini Türkiye yaptırmış. Bayburtlu taş ustaları, tüm hünerlerini göstermişler. Köprüyü görünce, anlayamadım Hırvatlar savaşta neden yıkmış bu köprüyü. Çünkü köprü gerçekten turistik. Mostar adeta bu köprü ile bütünleşmiş. Dünyanın her bir köşesinden buraya turist geliyor. Ve turistler döviz bırakıyor. Ve bundan da, Hırvatlar faydalanıyor. İnsan, Hırvatların aklından şüphe ediyor, bu köprüyü görünce. Savaşta, adeta bindikleri dalı kesmişler, bu köprüyü yıkmakla. Türkiye’ye ne kadar teşekkür etseler azdır.

 

Ayrıca Mostar’da oynanan Hırvat ve Avrupa oyununu dinledikçe insan kahroluyor. Avrupa, Hırvatlara karşılıksız ve sınırsız yardım ediyormuş. Bu yardımlarla, Boşnakların arazilerini ve evlerini satın alıyorlarmış. Boşnaklarda baskılara dayanamayıp satıyorlarmış ve göç ediyorlarmış Mostar’dan. Savaştan önce % 60 Boşnaklar yaşarken, şu anda Hırvatlar % 60 olmuş. Yavaş yavaş Hırvatlaşıyor Mostar şehri. Savaşta yapamadıklarını şimdi bol paralarla yapıyorlar. Bu gidişle, kısa zamanda Mostar şehri, Hırvatistan’a bağlanırsa şaşmamak gerek. Çünkü Boşnaklar garip, yoksul ve yardıma muhtaç. Ancak yardım eden kimse yok. Şehirde Boşnak evleri, savaştan yeni çıkmış gibi harabeyi andırıyor. Bu harabeler, Hırvatlara geçince, imar görüyor ve muhteşem binalar oluyor.

 

Necip Fazıl Kısakürek’in “Sakarya Türküsü”nü “Neretva Türküsü”ne çevirip mırıldanarak ayrılıyoruz, Mostar’dan.

 
“Vicdan azabına eş kayna kayna Neretva

 Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

 

 

 

 

Vezirler Şehri Travnik

23 Mayıs Cumartesi günü, gezi rotamız kuzeyde Travnik’di. Saraybosna’dan yola çıktık. Biraz gittik. Çimento fabrika’sını gördük. Fabrika’yı Almanlar satın almış. Almanlar satın almadan önce çimentonun torbası 6 Kayme iken, Almanlar satın aldıktan sonra 12 Kayme’ye çıkmış. Bu da Bosna-Hersek’e, Alman kazığı.

 

Sonra, Visoko ve Kakanj yerleşmelerini geçtikten sonra, Travnik’e vardık.Şehre varmadan önce, Ahidnamenin yazıldığı Fatih’in köyünü ve mecsidi ziyaret ediyoruz. Öğle yemeğinden sonra, Ahmiç köyünü geziyoruz. Her bir köşe buram buram Fatih dönemini yansıtıyor.

 

Şehrin girişinde medrese ve plava voda kaynağı var. Medrese Osmanlı döneminden kalma ve Elçi İbrahim Paşa Medresesi adını alıyor. Ancak restore edilmiş. Medresede, tuvaletler Türk usulü yapılmış. Bosna-Hersek’te, tuvaletlerde su yok. Suyun bol olduğu memlekette tuvaletler susuz ya da sonradan en arkaya bir kurna konmuş. Medrese çok güzel ve modern. Günümüzde “Bosna İslam Okulu” olarak görevini üstlenmiş. Oradan plava voda kaynağına ve Travnik Kalesi’ne ulaştık.

 

Önce kaleye çıktık. Kaleyi gezdikten sonra, Plava voda’da Boşnak kahvesi ve baklavası yedik. Plava voda, çok gür bir kaynak. Dağın eteğinden çıkıyor. Sonra Travnik şehrini gezdik. Alaca cami, Travnik çarşısı

 

 

 

 

Geri Dönüş

24 Mayıs Pazar günü şehri bir defa daha geziyoruz. Bosna suyunun çıktığı kaynağa (Vrelo Bosna) tekrar gidiyoruz. Kaynak o kadar güzel ki, çevre düzenlemesi yapılmış. Her taraf tertemiz. Kaynak dağın dibinden çıkıyor. Çok gür bir kaynak. Gezinti yapıyoruz. Geçmişe tarihi bir yolculuk yapıyoruz. Dedelerimizin at sırtında gelip fethettikleri toprakları, bu kadar geç geldiğimiz için de, kendimize kızıyoruz. Bosna’ya 5 gün oldu geleli, Boşnakçadan birkaç kelime öğrendik. Voda=Su, Mineral Voda=Maden suyu, Ekmek=Hljeb, Dobro Dosli=Hoşgeldiniz, Zdravo yada Merhaba=Merhaba, Kako ste=Nasılsınız, Hvala=Teşekkürler, Da=Evet, Ne=Hayır, gibi. Ayrıca Sabahın hayrola, Akşamın hayralo gibi sözcükler de Osmanlıca’dan geçmiş.

 

24 Mayıs Pazar günü, uçağımıza binerken bambaşka duygular içindeydik. Uçağa kadar uğurlayan, vefakar ve cefakar Boşnak kardeşlerimizle, vedalaşırken içimizde buruk bir hüzün vardı. Fatih’in duasını ilelebed payidar kalması için canlarıyla ve mallarıyla mücadele eden, Boşnak kardeşlerimizin, “Bizi burada yalnız bırakmayın. Sık sık ziyarete gelin. Gelin ki, siz Türk kardeşlerimizin hep bizimle beraber olduğunu Avrupa’ya sürekli hatırlatalım” demeleri, bizleri derinden heyecanlandırdı. Dudaklarımızdan “İnşaallah, geliriz” kelimeleri dökülürken gözlerimiz doldu. Buğulu gözlerle uçağa bindik.

 

 

 

                                              Prof.Dr. Ramazan ÖZEY 







    Konya-Adana-Urfa-Adıyaman Gezi Notları    
    Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Gezi Notları    

[ Geri Dön ]

Site Yönetimi
tasarım ve programlama eksi7 web hizmetleri